*Her şey, bir şeydir… *Bir şey, çok şey olabilir… *Hiçbir şey, her şey değildir.
*Hiçbir şey, her zaman, her ortamda, herkes için doğru veya yanlış değildir.
*Her şeyin değeri ve önemi, zamanın ve ortamın koşullarına bağlıdır.
*Neyin, ne olduğunu veya ne olmadığını değerlendirebilmek için insanda, ahlak, bilgi, akıl ve gerçekçi bir anlayış olması gerekir.
Bu soruların cevaplarını bilebilseydim, hem bireysel sorunlarımın, hem de toplumsal sorunlarımızın nereden kaynaklandığını bilebilirdim. Sorunun nedenini bilmek de yeterli değil, çözmek için bilgi, idrak, akıl, ahlak ve yetkiden oluşan bir güç gerekiyor. Eksik donanımla sorunu çözmeye kalkmak, başka sorunlar yaratır.
2009 bitiyor, 2010 başlayacak. Biten ne, başlayacak olan ne? Yaşamımızın tümünde başka neler bitiyor, yeni neler başlıyor, farkında mıyız? İçinden geçtiğimiz süreç, çok yoğun, çok karmaşık, çok manipüle ediliyor. Yaşanılan her an, bir öncekinden çok farklı, bir sonrakinin nasıl olacağı ise tam bir muamma. Güncel sorunlar can yakmasına rağmen insanlar katlanıyor, çünkü varlığımızı sürdürebilmemiz tartışılıyor. Siyasi ve ekonomik olarak çok güçlü, iç ve dış boyutu olan bir ahtapot, bizi sımsıkı sarmış, hareketimize fırsat vermiyor. Görünürde demokrasi işliyor, kurumlar çalışıyor, medya faaliyette, bireyler konuşuyor, fakat gerçekte, kim, kimin borusunu öttürüyor, kim, hangi amacın peşinde, kim, kiminle işbirliği içinde, anlamak çok zor, herkes kendi ideolojisini savunuyor. Çoğunluğun kafası karışık, düşünceleri net değil, bilgili ve bilinçli hareket ettiği söylenemez. Gündemde olan bazı konuların, ne olduğu veya ne olmadığı hakkında sesli düşüneceğim.
*Her şey, bir şeydir… *Bir şey, çok şey olabilir… *Hiçbir şey, her şey değildir.
*Hiçbir şey, her zaman, her ortamda, herkes için doğru veya yanlış değildir.
*Her şeyin değeri ve önemi, zamanın ve ortamın koşullarına bağlıdır.
*Neyin, ne olduğunu veya ne olmadığını değerlendirebilmek için insanda, ahlak, bilgi, akıl ve gerçekçi bir anlayış olması gerekir.
Beslenme, insan yapısının, olmazsa olmaz, fizyolojik bir ihtiyacıdır. Yemek, insana zevk ve
enerji verir. İnsan, beslenmezse hasta olur, yanlış beslenme, insanın fizyolojisini de fikriyatını da hasta yapar.
Eğitim, insan yapısının, olmazsa olmaz, fikri ihtiyacıdır. Çağdaş eğitim, ham insanı adam, çağdışı eğitim, ham insanı, karanlıkların robotu yapar.
Sevgi, insan gönlünün özüdür, sevgisiz insan adam değildir. Çok sevgi güzeldir, çok sevgi gösterisi sahtedir, egoist-kıskanç karakterin eseridir, sevileni esir almaya yöneliktir.
Düşünmek, fikir üretmek, insana özgü çok önemli bir yetenektir. Çağın değerlerine, akla, mantığa uygun, iyiliğe yönelik düşünceler, adam gibi insanların, maddi, manevi, çıkara yönelik düşünceler ise insan görünümlü yaratıkların ürünüdür.
Gerçek, olayların niteliğidir. İnsan doğası gereği gerçeği arar. Gerçeğin öğrenilmesinin önünde iki engel var, birisi bilinmezlik, kanıt eksikliği, ikincisi bilinenlerin, kasıtlı olarak çarpıtılması, saklanması, olmayanların olmuş gibi gösterilmesi, yani yalan söylenmesidir. Gerçeğe dayanmayan yargılar, yasal olabilir fakat adil olamaz. Gerçeği çarpıtan tarih yalancı şahittir. Gerçekler, mutluluğun veya mutsuzluğun kaynağı olabilir. Gerçeğin oluşumundaki niyet ve doğuracağı sonuçlar, gerçeğe bakış açısını değiştirmeli mi?
Devlet ve Ulus birbirlerinin vazgeçilmezidir, Ulus olmazsa, devlet kurulamaz, devlet doğru çalışmazsa ulus yaşayamaz. Ulus, bir insan sürüsü değil, özgür bireylerden oluşan bilinçli bir topluluktur. Çağdaş uygarlığın benimsediği insan hakları, Anadolu-Türk kültüründe vardı, koruyamamışız şimdi öğrenmeye çalışıyoruz. Devlet insanı göz ardı ederse, yalnız bireyle değil, tüm ulusla ters düşer. Ulusun, bir kesimi, kendisini ulusun dışında görür, bireysel insan hakları dışında, kendi kesimi için özel imtiyazlar isterse, önce devletle, sonra da ulusun büyük kesimi ile ters düşer. Bu talepler sağduyu boyutlarını aşar, bir kavga çizgisine gelirse, o ulusu parçalanır, o devlet yıkılır.
Demokrasi, bugün için, bilinen en faziletli yönetim sistemidir. Demokrasi, insanın kendisini yönetmesidir. Demokrasi, bilinçli ulusların ve erdemli yöneticilerin sistemdir. Toplum, bilinçli, yöneticiler erdemli değilse, demokrasi, toplumu aldatmak, rejimi değiştirmek için etkin bir araç olarak kullanılabilir.
Ahlak, kimsenin görmediği yerlerde bile öyle olmasına inanıldığı için uyulan kurallardır. Erdemli insanların öğretisi ve yaşanan tecrübelerin sonucu olarak, toplumun benimsediği değerler sistemidir. Örf ve adetler de bu kapsamda düşünülebilir. Ahlak kuralları, ahlaklı uygulandığı zaman çok yararlıdır, insanları aldatmanın, korkutmanın, sömürmenin aracı haline dönüştüğü anda topluma büyük zarar verirler. Feodal ve inanç liderlerinin çok kullandıkları yöntemler ve çağdışı örf ve adetler bu kapsamdadır.
Din, inanç, insanın, olmazsa olmaz, manevi bir ihtiyacıdır. Sürü gibi güdülenlerin inançları başkaları tarafından oluşturulur. Özgür ve bilinçli insanlar, kendilerini tatmin edecek bilgi ve yorumları öğrendikten sonra, inançlarını oluştururlar. İslam’da insan ile yaratıcısı arasında aracılık yapacak üçüncü kişilere ihtiyaç yoktur, bireyin inancını yargılama yetkisi de sadece yaratanındır. Birey, dini öğrenmek için öğretmene ve yazılı metinlere ihtiyaç duyar, fakat bazı kişilerin vesayeti altına girmez. İnsanlar, Allah’la kendileri arasına giren, “insan kılıklı iblisleri” dışlayabilirlerse, “felaha” kavuşurlar. Allah’ın laneti, insanlara dini yanlış öğretenlerin, insanları “Allah’la aldatanların” üzerine olsun.
Değer, insanları zenginleştiren, güvence altına alan, mutluluk veren, bireysel, toplumsal, geleneksel, inançsal soyut veya somut kavramdır. Sahip çıkmak, korumak, yaşatmak gerekir, ancak dokunulmaz, tartışılmaz bir konuma getirilirse, değerler insanları aldatmanın aracına dönüşürler. Hangi konunun primi yüksekse, çıkarcılar, leş kargaları gibi üzerine üşüşürler.
Mahkemeler adalet dağıtılan saygın ve güvenilir kurumlardır, onlarsız toplumsal yaşam olmaz. Mahkemeler, adalet anlayışından başka hiçbir gücün önünde eğilmemelidir. Kendi hukukunu yaratmak isteyenlere aracı olurlarsa, o ülkede sığınılacak yer kalmaz. Et, kokmasın diye tuzlanır, tuz kokarsa, ne yapılabilir?
Devletin Kurumları, yasalara, çağdaş değerlere ve evrensel hukuka bağlı olarak, birbirleri uyum içinde çalışırlarsa devlet sağlıklı olur. Kurumların kendi kapılarının önünü temizlemeden, sokağın temizliğini üstlenmeleri devlete zarar verir.
Siyasi iktidar, kendisine verilen yetkileri, yetki verilen süre içinde, anayasal ve yasal kurallar doğrultusunda kullanırsa, teknik hatalar yapmış olsa bile suçlanmaz, değiştirilir. Siyasi iktidar ettiği yemine bağlı kalmaz, siyasi yetkilerini, kendi veya işbirlikçilerinin çıkarı doğrultusunda kullanırsa, sorumluluktan kurtulamaz. Halk anlamasa, yapılanların yasal kılıfı hazırlanmış olsa bile, tarih mutlaka yazacaktır. Siyasiler, torunlarının, kendileri yüzünden bedel ödemelerini veya torunlarının kendilerini reddetmelerini göze almamalılar. Dede koruk yerse, torunun dişi kamaşır.
Halk-Ulus, egemenliğin sahibidir, bu aşamaya gelebilmek için insanlık çok büyük bedeller ödedi. Halk-ulus, hakkının ve sorumluluklarının bilincinde değilse, hakkını korumak için sorumluluk üstlenmiyorsa aldatılır, kötü muamele görür. Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir.
Vatan, Türk insanının çok değerli varlığıdır, vatanı için canını verir. Bu bir anlayış, bir tercih, bir fedakarlıktır. “Vatan için kiminin nutuk attığı, kiminin canını verdiği”, “Vatan Bekçileri” bozuk para gibi harcanırsa bu anlayış nasıl devam ettirilebilir, bin yıldır sahibi olduğumuz vatanda göçmen konumuna düşersek, bunun vebalini kim öder?
Osmanlı, doğruları ve yanlışlarıyla, yaptıkları ve yapamadıklarıyla, sevabı ve günahıyla, tarihin bir gerçeğidir, övünülür, eleştirilir, bugün içini önemli olan geçmişten ders almaktır. Osmanlı’yı Mustafa Kemal Atatürk yıktı söylemleri yalandır, iftiradır. Osmanlı Sevr Anlaşması ile bitti ve o anlaşmayı Osmanlı imzaladı. Osmanlı, Türk kimliğini ve Türk dilini bitiremez. Osmanlı, Türk’ü yaratmadı, Türk, Osmanlı’yı yarattı. Osmanlı, Türk’ün kurduğu devletlerden birisidir, bitince, Türk, kimliğini, Dilini ve Vatanını kurtarmak için Milli Mücadeleyi yaptı, bedel ödedi ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Türk, devletsiz kalamaz. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, “Onlar dışarıdan, biz içeriden”, şimdi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti yıkılmaya çalışılıyor.
Türk Kimliği, Türk-Anadolu’nun ürünüdür. Türk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının siyasi kimliğidir. Kavram olarak, Türk kimliği, kendisine güvenen, herkesi kardeş olarak kucaklayan, eşitliği, paylaşımı, laikliği benimsemiş, bireysel özgürlüğüne düşkün, ulus bilincini özümsemiş, vatanı için her şeyini verebilen, Türkçe konuşan, kendisini Türk hisseden, Türk olmaktan mutluluk duyan, ırkçı olmayan insanları tanımlar. Bu niteliklerin oluşturduğu gücü kendileri için tehdit sayan bazı odaklar, Türk Kimliğini yok etmek için tuzaklar kuruyorlar. Keklik avcıları, taşıdıkları kafesteki esir kekliğin sesiyle, özgür keklikleri tuzağa düşürerek, ya vururlar ya da kapana düşürüp esir alırlar. Türkler kolay aldatılır, dilerim, keklik gibi tuzağa düşmezler. Milli Mücadelede olduğu gibi, dışa ve içe karşı bilinçle ve azimle karşı koyarlar.
Bitmek, var olmanın zıddı mı, yoksa şekil değiştirip başka kılıkta devam etmek mi? İnsan bitmekten korkmamalı, çünkü korkunun ecele faydası yok. İnsan, sömürülmekten, onurunun kırılmasından, bireysel özgürlüğünün, ulusal bağımsızlığının elinden alınmasından korkmalı ve önlemini almalıdır. Bazı odaklar, el birliği, söz birliği etmişler, Türk Ulusuna, sen, sadece sen değilsin, içinde şu şu farklı gruplar var, önce onların varlığını tanı, sonra da, “İslam” şemsiyesinin altına gir diyorlar. “Ilımlı İslam” ve “Yeni Osmanlı” projelerinin özü Türklüğü yok etmektir. Laik Türk insanının İslam dini ile hiçbir problemi yoktur, inancını gönlünde saygı ve sevgi ile barındırır. Türk Kimliğinin yönlendirilmek istendiği şemsiye, aslında Emevi-Arap Kültürünün şemsiyesidir ve orada, Arap’tan gayri Müslümanlar “Mevali” olarak niteleniyor. Türk, orada yabancılaştırılacak, yalnızlaştırılacaktır. Türk büyük lokma, parçalanmadan yutulamıyor, parçalayıp yutacaklar. İşin özü, Türk Kimliğini Emevi-Arap Kültürünün içinde eritmektir. İnanıyorum ki, Türk bu tuzağa düşmeyecektir. “Türk milleti, zekidir, çalışkandır, kendine güvenir”, gönül gözünü açacak, aklını kullanacak, kimliğine, diline, kültürüne, laik anlayışla gönlüne yerleştirdiği inancına sahip çıkacak, onlara uzanan elleri kıracak, değerlerinin eriyip bitmesine izin vermeyecektir. Geçmişte yapmadı mı, şimdi niye yapamasın ki? Türk Kimliği, Türk Kültürü ve Türkçe yaşamak zorunda, onlarsız bir dünya çok anlamsız olur, onlar biterse insanlık da biter.
2009 giderken, bana bunları düşündürdü, kendimi gözden geçirme fırsatı verdi, güle güle gitsin… Hoş geldin 2010. Dilerim, tüm insanlığa, içinde de bize, mutlu, huzurlu, güvenli gelecekler getirirsin.
28 Aralık 2009